Otuzlu yaşlarının başındaki Derya, heyecanlandığını kolay kolay belli etmezdi. Ancak o gece kahvesindeki kaşığı gereğinden uzun çevirdiğinin farkındaydı. Gülümsedi, kaşığı tabağa bıraktı. Bazı karşılaşmalar daha başlamadan insanın alışkanlıklarını değiştiriyordu.
İstanbul’un İçinde Kendine Ait Bir Renk
İstanbul travesti Derya için ev, yalnızca akşam dönülen bir adres değildi. Salonundaki turuncu koltuk, ikinci el dükkânından bulduğu plaklar, mutfak penceresinde yetiştirmeyi bir türlü başaramadığı fesleğen de onun hikâyesinin parçalarıydı. Arkadaşları, evindeki hiçbir fincanın birbirine benzemediğini söylerdi. Derya ise misafirlerine fincan seçtirmenin sohbet başlatmak için güzel bir yol olduğunu düşünürdü.
Giyinirken de aynı rahatlığı taşırdı. O akşam koyu yeşil bir elbisenin üzerine siyah ceketini almış, küçük gümüş küpelerini takmıştı. Aynadan uzaklaşmadan önce rujunu kontrol etmiş, sonra kendisine gülmüştü. Normalde beş dakikada hazır olurdu; bugün hangi küpeyi takacağına karar vermesi bile uzamıştı.
Kapıda Başlayan Küçük Bir Heyecan
Mert içeri girdiğinde onu hemen gördü. Otuz altı yaşındaki adam, kapının yanında şemsiyesini kapatmaya çalışırken kısa bir an zorlandı. Derya masadan el salladı.
“İstanbul seni biraz uğraştırmış galiba.”
“Şehirle anlaştık da şemsiyeyle anlaşamadık.”
Derya’nın kahkahasıyla birlikte ikisinin de yüzündeki ilk buluşma ciddiyeti dağıldı. Mert otururken hazırladığı giriş cümlesini unuttu. Derya bunu fark etmiş gibi kitabını kapattı ve bütün dikkatini ona verdi. O sakin ilgi, Mert’i beklediğinden fazla heyecanlandırdı.
Başlangıçta işlerinden, trafikten ve kahveden konuştular. Ardından sohbet, çocukken inanılan tuhaf şeylere kadar uzandı. Derya küçükken vapurların gece denizin ortasında uyuduğunu sandığını anlattı. Mert gülerken kahvesini dökmemek için fincanını iki eliyle tuttu.
Bir Bakışın Ardından Gelen Cesaret
Derya, Mert konuşurken arada başını hafifçe yana eğiyordu. Merak ettiği bir şey olduğunda sorusunu doğrudan soruyor, cevabı dikkatle dinliyordu. Mert bir süre sonra kendisini etkilemeye çalışmayı bırakıp gerçekten anlatmaya başladığını fark etti.

“Fotoğraflarında daha ciddi görünüyorsun,” dedi.
“Sen de mesajlarında daha cesurdun.”
Mert cevap vermeden önce güldü. Derya’nın gözlerinde hafif bir meydan okuma vardı ama gülümsemesi sıcaktı.
“Biraz heyecanlandım sanırım.”
Derya fincanını yavaşça masaya bıraktı. “Ben de. Kapı her açıldığında bakmadığımı mı sandın?”
Bu küçük itiraf, masadaki havayı değiştirdi. Mert’in omuzları gevşedi. Derya ilk kez bakışlarını kaçırdı, ardından yeniden ona döndü. Artık ikisi de akşamın biraz daha uzun sürmesini istediklerini biliyordu.
Sahile Uzanan Bir İstanbul Akşamı
Kafeden çıktıklarında yağmur durmuştu. Derya sahile doğru yürümeyi önerdi. Sokak aralarından geçerken sevdiği bir kitapçıyı gösterdi; vitrindeki eski İstanbul fotoğrafını görmek için birlikte durdular. Mert fotoğraftaki sokağı bulmaya çalışırken Derya onun koluna hafifçe dokundu.
“Orası değil. Bak, şu merdiven hâlâ duruyor.”
Mert bir an fotoğrafa odaklanamadı. Derya bunu sezmiş olmalıydı; yüzündeki gülümseme büyüdü, fakat elini hemen çekmedi.
Sahile vardıklarında rüzgâr sertleşti. Yan yana yürürken elleri birbirine değdi. Mert ona baktı ve elini uzattı. Derya karşılık verdiğinde konuşmaları kısa bir süre durdu. Önlerinden geçen vapurun sesi, söyleyecekleri cümlenin yerini aldı.
Derya’nın Renkli Dünyasında Bir Sonraki Sayfa
Veda edecekleri köşeye geldiklerinde Derya, çantasından telefonunu çıkarıp saate baktı. Beklediğinden geç olmuştu. Mert ise söylemek istediği şeyi bu kez ertelemedi.
“Seni tekrar görmek istiyorum.”
Derya bir adım yaklaştı. “Güzel. Çünkü sana bahsettiğim plakçıyı henüz göstermedim.”
Birbirlerine sarıldılar. Ayrıldıklarında Derya’nın yüzünde, kafede ilk karşılaştıkları andan daha tanıdık bir gülümseme vardı. Birkaç adım attıktan sonra arkasına döndü.
“Bir dahaki sefere şemsiyeyi ben getiririm.”
Mert henüz köşeyi dönmemişti ki telefonu titredi. Derya, akşam konuştukları şarkıyı göndermişti. Mesajın altında yalnızca bir cümle vardı: “Eve giderken bunu dinle; ben de şimdi açıyorum.”